8 Mayıs 2016 Pazar

«Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.

Âyeti kerîme bu yönde biraz daha ilerliyor. Allah’ın kesin sözünün tamam olduğunu, mahlûkatın hareketinin onu değiştiremiyeceğini, hileleri nereye kadar varırsa varsın bu gerçeği tebdil edemiyeceğini belirtiyor:

Rabbimin sözü doğrulukça da, adaletçe de tam kemâlindedir. O’nun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, Semi ’dir, Alîm ’dir.

Gerçekten de Rabbımn sözü söylediklerinde ve belirttiklerinde doğrulukça, hüküm ve nizamlarında da adâletçe tam kemâlindedir. Öyleyse bundan sonra akide ve düşünce, esas ve prensip, değer ve ölçü bakımından hiç kimsenin söz söylemeye hakkı yoktur. Şu halde hüküm ve şeriat üzerinde, adet ve alışkanlık babında hiç kimsenin söyleyeceği bir başka söz olamaz. Allah’ın hükmünün üzerine hüküm koymak kimsenin kudreti dahilinde değildir.

«Ve O, S e m î ’dir, Alîm ’dir»...

Kullarının ne söylediğini duyar O... Söylediklerinin gerisinde-Icini bilir O... Ayrıca kullarının neye muhtaç olduğunu ve menfaatlarının nerede olduğunu da bilir.

Âyeti kerîme bir yandan «Hak» kın, Allah’ın indirdiği bu Kitap’da olduğunu belirtirken bir yandan da insanların hak olarak kabul ettikleri şeylerin sadece bir takım zanlardan ibaret olduğunu, yakîn ifade etmeyen zanna uyulduğunda dalâletten başka bir şeye götürmeyeceğini belirtiyor. Beşer, Hak’kı yegâne kaynağından almadıkça hiç bir zaman hakkı söylemez ve hakka işaret edemez. Bu arada Resulullah’ı da, insanların kendisine işaret ettikleri şeylere uymaktan sakındırıyor. Onların sayıları ne kadar çok olursa olsun değişen bir durum yoktur. Cahiliyyet her yerde cahiliyyettir. Dalâlet erbabı ne kadar fazla olursa olsun durum değişmez:

«Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.

Tıpkı günümüzde olduğu gibi o gün de yeryüzünde yaşayanların çoğunluğu cahiliyyet ehli teşkil ediyordu... Onlar hiçbir meselede Allah’ı hâkem kabul etmiyorlardı. Ve onlar Allah’ın kitabında belirttiği hükmünü esas nizam olarak benimsemiyorlardı. Gerek
düşünce ve tasavvurlarını, gerekse hayat ve düşünce sistemlerini Allah’ın hidayet kaynağı tevcihatından almak istemiyorlardı Bundan dolayı da tıpkı günümüzde olduğu gibi cahiliyyetin sapıklığı içerisinde boğulup gidiyorlardı. Hakka istinad eden ve Hak'tan alınmış hiçbir hükümleri, sözleri yoktu. Hakka işaret eden bir görüşe sahip değildiler. Peşlerinde gidenleri sapıklıktan başka bir yere götürmüyorlardı. Tıpkı günümüzdeki gibi o gün de gerçek ilmi bir kenara atıyor, bir takım zan ve tahminlere istinad ediyorlardı. Halbuki zanlar ve tahminler insanı çok kere sapıklıktan başka yere götürmez... İşte böyle sakındırıyordu Allah Yüce Rasulünü onlara uymaktan ve tabi olmaktan. Bunu da Allah’ın yolundan sapmamaları için yapıyordu. Hem de böyle hülâsa halinde. Esas mevzuu da bir takım kesilmiş hayvanların haram ve helâl olma mevzuu teşkil ediyordu.

Sonra kullara hâkim olan ve bir kısmını hidayete,Bir kısmını da dalâlete götürme gücüne sahip olan zatın sadece Allah olduğunu beyan ediyor. Çünkü kulların gerçek yönünü bilen sadece ve sadece Allah’tır. Binaenaleyh hidayetin ne demek olduğunu ve dalâletin ne ifade ettiğini belirtme gücü de O’nun elindedir

Doğrusu Rabbin, yolundan kimin saptığını daha iyi bilir Doğru yolda olanları da en iyi O bilir.

Elbette insanların düşünce ve inançlarına, değer ve ölçülerine, çalışma ve hareketlerine hâkim olması gereken temel bir kaidenin bulunması icap eder. Yukarda zikri geçen hususlarda hangisinin doğru, hangisinin yanlış, hangisinin hak, hangisinin batıl olduğunu belirten bir ana kaidenin bulunması gerekir kı mesele insanların değişip duran arzu ve heveslerine, yakini bir bilgi esasına dayanmayan örflerine bağlanıp kalmasın. Hem bütün  bu konularda değer ölçüsünü vazeden ve kulların muhtaç olduğu hükümleri serdeden bir kaynağın bulunması icap eder. İşte bu Ayeti 
kerîmede Hak Taâlâ bu konularda ölçü vazetmenin yegâne selahiyet sahibi kendisi olduğunu belirtiyor. Şüphesiz ki insanların deger ölçüsünü vazeden Hak sahibi; kimin doğru yolda olduğunu ve kimin sapıklığa daldığını belirtme yetkisine de sahiptir.

Şüphesiz ki bu konularda hüküm verme hakkı, değişik istilahlarına uygun olarak ahkâm kesme yetkisi «cemiyete» ait degildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder