Rüzgârın bulutu taşıması, —arzedildiği üzere kâinata hâkim olan ezelî kanunlara uygun olduğu gibi, ayrıca özel takdire de tabidir. Allah özel takdiri ile bulutu, sahra veya son derece az verimli (ölü) topraklara gönderir— yine kaderi mahsus neticesi olarak — o buluttan su indirir, böylece ölü belde güllük gülistanlık olur. Kaderi mahsus ile meydana getirilen bu işler aynı zamanda kâinat ve hayata daha önce tevdi edilen ezelî kanuna uygunluğunu muhafaza eyler.
İslâm tasavvuru böylece, kâinatta olup bitenlerin gelişi güzel ve tesadüfen olmadığını ilân eder. Herşey başlangıçtan itibaren sonuna kadar bir iradenin mahsulüdür. En ufak bir kıpırdanış, herhangi bir değişiklik ve tadilât bu iradeye tabidir. Öte yandan, kâinatı bir alet gibi tasavvur eden cebriye felsefesini de İslâm reddeder. Bu felsefeye göre Allah, yaratıklarından el çekmiş, onların hareketini sağlayıcı bir takım kanunlar vazedip bırakmış. Onlar da ister istemez bu kanunlara uyarak bir alet gibi hareket etmektedirler.
İslâm, yaratılışta irade ve takdirin bulunduğunu, genel kanunların var olduğunu ve bu kanunların hükmünü sürdüreceğini kabul ve ilân etmiştir. Şu kadar ki bu kanunların gereği olarak herhangi bir hareket vuku bulacaksa o zaman hareketi sağlayan özel takdirdir. Bunun meydana getirdiği olaylar serbest meşiyyet ters düşmediği gibi daha önce bahsettiğimiz kanunlara da uygundur.
İslâm tasavvuru çok canlı ve dinamiktir. İnsanın kendisini bir alet farzederek tenbelleşmesini önler. Devamlı kontrol altında olduğunu bilerek uyanık bulunmasını sağlar. İlâhî kanunlara uygun olarak ne zaman bir olay meydana gelse, veya bir hareket sonuca ulaşsa İslâmî kabul eden gönül, Allah tarafından kaderin infaz edildiğini görerek irkilir, Rabbının bu işi yapan yed’i kudretini görerek O’nu tazim eder, zikreder ve hatırında tutmaya devam eder. İnsanları makineleştiren cebriye felsefesine İnananlar gibi vurdum duymazlık etmez ve Rabbını unutmaz.
Bu tasavvur gönülleri ihya eder. İnsanlara feyz verir. Böylece, akıl sahipleri Halikın yarattığı her yeni olaydan ibret alarak her yr ı de ve her zaman vukubulan her hadise ve kıpırdanışın başında hazır ve nazır olan Allah’ü Teâlâ’yı gece ve gündüz teşbihe koyultıı lar.
Öte yandan Kur’an-ı Kerîm’in devamı, İlâhî irade ve takdlı İla yeryüzünde gelişen hayatın gerçekleriyle âhirette gelişecek ol atı hayat arasında bir münasebet kurar. Âhiretteki hayat ta, cihetle herkesin bu dünyada göre geldiği minval üzere yine İlâhî takdir ve İrade ile gerçekleşecektir.
«İşte ölüleri de böyle diriltiriz, belki düşünüp ibret alırsınız»
Muhtelif şekil ve biçimde de olsa, hayat mucizesinin oluşumu (tabiatı) aynı esasa dayanır. Yukarıdaki âyetten bu sonucu elde ediyoruz. Ölü toprak ve nebattan gözlerimizin önünde hayat fışkırtan Allah, yolculuğun sonunda aynı şekilde ölülerden diriyi meydana getirecektir. Muhtelif şekil ve biçimde yeryüzüne hayatı serpiştiren irade, ölülere hayatı iade edecek olan iradenin tâ kendisidir.Dünyada cemadattan hayat fışkırtan takdiri İlâhî, ölüleri yeniden hayata kavuşturacak takdirin aynısıdır.
«Belki bunları düşünüp ibret alırsınız»...
İnsanlar gözle görülen bu gerçekleri unutarak bir takım evhama kapılıp dalâlete gark oluyorlar.
*
# *
Kainatın muamma dolu bölgelerini kapsıyaıı yolculuğu Kııı' an ı Kerim, iyi ve kötü kalplere örnekler vererek bitiriyor Verilen Örneklerin öte sahnelerle hem ahenk olması ihmal edilmlyoı Om çeklere ve mizaca uygunluk sağlanıyor!
[İH «İyi vc temiz topraklar —Rabbinin izniyle — midemin ııll (bereketli) verir. Çorak toprakların mahsulü kıttır. İti/ Ayetle ıl, şilliieden milletler için böylece tekrar tekrar beyan ederiz.»
İyi kalp, Kur’an-ı Kerîm’de ve hadisi şeriflerde, güzel ikiline ■adili» verimli topraklara, kötü kalp te, verimi kıt olan çorak toprak lıu a benzetilmiştir. İkisinde de; toprakta ve kalpte bir şeyler yel işli Mitlindi verebilirler. Kalpte iyi niyetler ve şuur gelişebilir. Aksiyon ve ıdiksiyonlar olur. İrade gidişir, istikâmet tayin edilir. Sonra lal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder