10 Mayıs 2016 Salı

«Allah peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azap erişecektir.»...

üzerine onlar Resullere ve Allah dinine harşı düşmanca bir tutum takınmışlardır. Hak Taâlâ onların aptalca ve çirkin sözlerine karşılık şöyle cevap veriyor. Önce peygamberlerin peygamberliğe seçilmelerinin Allah’ın engin ilmine terkedilmiş olduğunu kimin bu mühim emre lâyık olup kimin lâyık olmadığını kendisinin seçeceğini bildiriyor. İkinci olacak da onları tehdit ve hakaretle korkulup âkibetlerinin kötülüğünden bahsediyor:

«Allah peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azap erişecektir.»...

Gerçekten risalet çok ağır, muazzam ve önemli bir meseledir. Kisalet vazifesinde ezelî ve ebedî olan İlâhî irade kullardan bir kulun hareketi ile birleşiyor. Orada melei alâ mahdut imkânları dahilinde insanlık dünyası ile ilgi kuruyor. Risalet müessesinde gök ve yer, dünya ile âhiret birleşiyor. Ve küllî hakikat bir insan kalbinde temessül ediyor. İnsanlardan bir topluluğun pratik hayatında ve tarihî bir hadise olarak beliriyor. Risalete lâyık olan beşer varlığı; tamamen kendi benliğinden tecerrüt ederek doğrudan doğruya Allah’a adıyor kendisini. Sadece hulûsi niyet ve tek başına amel kâfi gelmiyor orada. Aynı zamanda bu çok önemli risale probleminin yer ettiği sahanın da temizlenmiş olması gerekiyor. Moylece Resulün kendi zatı bu gerçek ve bu gerçeğin kaynağı ile doğrudan doğruya mükemmel bir ittifak arzediyor. Bu birlik sağlanırken peygamberin zatî unsuru itibariyle de hiçbir engel ve gayr İle karşılaşmaksızın doğrudan doğruya İlâhî emirleri tam olarak olmaya da lâyık olması gerekir. Ve tek başına Allah’dır risaletini nereye vereceğini bilen. Milyonlarca insan arasından seçtiği kimseyi buna lâyık gören yalnız O’dur. Sadece O’nun tarafından bildiril ¡yor ve «sen bu önemli, önemli olduğu kadar da muazzam» vazifeye seçilmiş bulunuyorsun denir. Risalet makamına göz dikenler veya peygamberlere verilenlerin kendilerine de verilmesini isleyenler; evvelemirde peygamberlik vazifesine yaraşacak fıtrata sahip değildirler. Onlar kendi varlıklarını ana mihver olarak kabul el inektedirler. Halbuki peygamberlerin apayrı fıtratları vardır. Kendilerini doğrudan doğruya risaleti aldıkları makama teslim ederler Bütün varlıklarını o yola adarlar ve kendi şahıslarını tamamen unuturlar. Hem risalete lâyık olan kişiye peygamberlik istemeden ve gözetlemeden verilir: «Sana kitap verilmesini sen istemiyordun. Sadece Rabbın tarafından sana rahmet olarak verildi» Hem bunevi iddiaları serdedenler, cahil kimselerdir. Peygamberlik vazife* sinin azametini ve önemini kavrayamazlar. Ve bilmezler kı nlılt kimseleri peygamberlik vazifesine seçen ve bir bilgiye dayanuıtıH bu plânı yapıp takdir eden sadece ve sadece Allah’ii TanlA'dıı !,|o bunun için âyeti kerîme onlara katî bir red cevabı Veriyor:

«Allah peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir» .

İşte onun için Allah bildiği kimseye vermiştir risalellnl, Vn yaratıklarının en efendisi, en temizi olarak onu seçmişin Ve |»‘V^ gamberleri yüce bir kafile olarak halketmiş, en nihayet Allah'ın yaratıklarının en hayırlısı ve peygamberlerin halemi olan M II t hammed Mustafa (S.A.) yı getirmiştir Som a da Avell kerîmede Allah’ı karşı gelmenin Allah’ın huzurunda zillide ve klUş çüklüğe düşüreceğini, korkunç azaba müstahak kılacağım İn in inek tehdit ediyor:

«Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azap erişecektir.»...

Allah katında aşağılığa düçar olmak Hak’ka karşı kıldı leıııııı»^ nin, Allah Resullerinin makamı karşısında baş kaldırmalım kendi tabirlerinin yanında büyüklenmenin karşılığıdır Şiddetli a. aba gelince bu da şiddetli hilenin, peygamberlere düşmanlık etmenin ve müminlere eziyet vermenin mukabilidir. Daha sonra bu İminin deki âyeti kerîmeler kalblerde ve nefislerde iman halelini v< İd dayet durumunu tasvir eden bir kısımla son buluyor:

Allah kime doğru yolu gösterir, îmana muvaffak addet >e outılt kalbini İslâmiyet’e açar. Kimi de sapıklık da bırakmak dilerim, zm-la göğe çıkacakmış gibi kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah, İnimi etmeyenleri küfür bataklığında bırakır.

Allah kimin hidayete ermesini takdir buyurursa «onun kalbi ııi İslâmiyet’e açar». Şu kadar var ki bu hidayetin takdiri yine ken di âlemşümul kanunlarına göre cereyan eder. Şöyle ki; kim lıhln yeti talep ederse ve O’na koşarsa kendisine sunulmuş olan ılıt tyı»ı nlsbetinde hidayete yönelirse Allah da onu hidayete erdirir Onun kalbini İslâm’a açar, İçten gelen bir arzu ve kolaylıkla İslAm’ı k.ı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder