6 Mayıs 2016 Cuma

Halbuki kendilerinin ihtiyar hakkı olan konularda tamamen Allah’ın hâkimiyetinin dışına çıkmış, Allah’ın hâkimiyetini kabul eden nizamının ve şeriatının hudutlarını aşmışdırlar. Bu uğursuz ayırımdan ötürü şahsiyetlerinde bir uyuşmazlık vardır.

Allah’a itaat edenlerle isyan edler aynı şekilde kabzai İlâhi içindedirler. Her ikisi de Allah’ın hâkimiyeti ve sultası altında farksızdırlar. 
Hiç kimse Allah’ın İradesi dışında birşey yapamaz. Kullarının işlerine hâkimiyet hususunda vazedilmiş olan kanunlara uygun cereyan eden İlâhî irade dışında hiçbir hadise vuku bulmaz. Şu kadar var ki müminler kendilerine terkedilmiş olan cüzî ihtiyar ile yapmaları gereken İlâhî hâkimiyete boyun eğmek hususunda hem kendi kendilerinde, hem hareketlerinde, hem biyolojik yapılarında, hem de ruhî ve bedenî yapılarında mutabakat arz ederler. Ayrıca kendilerini mecbur ettikleri hidayet, marifet ve ihtiyar konusunda da İlâhi hâkimiyete uygun hareket ederler. Bunun içindir ki mümin evvelâ kendi içerisinde bir huzur hayatı yaşar. Çünkü bizzarure yapması gereken ve dileyerek yapması icap eden hususların hepsi tek bir kanuna uyar, tek bir hükme bağlanır ve tek bir hâkimiyete teslim olur. Diğerleri ise Allah’ın bahşettiği fıtrî kanunlara zorla uymak mecburiyetinde kalırlar. Biyolojik yapıları ve fıtrî ihtiyaçları bakımından da bu kâinat kanunlarının dışına çıkamazlar. Halbuki kendilerinin ihtiyar hakkı olan konularda tamamen Allah’ın hâkimiyetinin dışına çıkmış, Allah’ın hâkimiyetini kabul eden nizamının ve şeriatının hudutlarını aşmışdırlar. Bu uğursuz ayırımdan ötürü şahsiyetlerinde bir uyuşmazlık vardır. Bütün bunlardan ayrı olarak da Allah’ın kabzai kudretindedirler. Hiçbir hususda onu aciz bırakamazlar. O’nun takdiri dışında hiçbirşey yapamazlar.

Sûrenin diğer bölümlerinde arzedilen problemlerle bu üçüncü gerçeğin çok önemli münasebetleri vardır. Konu muhtelif yerlerdi* ve muhtelif şekillerde tekrarlanmaktadır. Daha önce de belli İliğimiz gibi bu bölüm tamamen ülûhiyet dâvasını ve ülûhiyetin beşer hayatındaki hâkimiyeti konusunca açıklamaktadır. Bunun İçinde âyeti kerîmenin seyri hep bütün hâkimiyetin Allah’a ait olduğu teması üzerine eğilmektedir. Hatta Allah’ın nizamından ve şeriatından uzaklaşmış günahkârlardan söz ederken bile. Onların Allah’ın hâkimiyeti altında olduklarını belirtmekle ve Allah dostlarına yaptıkları eziyeti Allah’ın iradesi içerisinde yaptıklarını ifade etmektedir. Çünkü onlar çok acizdirler. Güçleri yoktur. Kendi kendilerine hâkim değildirler. Müminlere nasıl hâkim olurlar.


( Han şeyler sadece Allah’ın iradesi dahilinde olmakta, gerek Allah’a ihıal edenler, .gerekse isyan edenler yaptıkları şeyleri O’nun ira-dr.i dahilinde yapmaktadırlar. İ b ıı î C e r i r î T a b e r i:


«Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler onlarla konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemcdikce yine îman edecek değillerdi. Fakat onlarn çoğu bunu bilmezler» 

Aytinin tefsirinde şöyle diyor:

«Hak Taâlâ peygemberi Muhammed (A.S.) a demeli istiyor ki: Ya Muhammed (A.S.) putları ve ağaçtan yonttukları şeyleri rablerine eş koşanların kurtulmalarından ümüdini kes. Onlar diyorlar ki «sen bize bir mucize getirirsen muhakkak ki sana inanırız.» Şayet biz onlara ayan beyan görecekleri şekilde melekleri indirsek, sana hüccet olarak ölüleri onların gözleri önünde diriltip kendileri ile konuştursak, o konuşan ölüler senin söylediklerinin muhakkak doğru olduğunu ve getirdiklerinin Allah indinden gelmiş olduğunu ve her şeyin karşılarında toplanmış olduğunu söyleselerdi yine de onlar sana inanmazlar, seni tastik etmezler ve sana uymazlardı. Sadece Allah’ın hidayete ermelerini dilediği kimseler müstesna. «Şu kadar var ki onların çoğıı bunu» bilmez»... Müşriklerin pek çoğu bunun böyle olduğunu bilmemektedirler. Onlar sanıyorlarki inanmak veya inanmamak kendi ellerindedir. İstedikleri zaman inanırlar, istedikleri zaman Inanmazlar. Ama durum böyle değildir. Bütün bunlar benim elimdedir. Onlardan kimi hidayete erdirip ve muvaffak kalırsa ancak o iman eder. Kimi de hidayetten uzaklaştırır, dalâlete sevkedersem o küfreder»...

İ b n î C e r i r ’in bu âyetin.izahı konuşumla ,-a j ıh l 11/:ı İmi suslar tamamen gerçeğin ifadesidir. Şu kadar var ki luımı biıa/. daha açıklanmayı icap ettirir. Daha önce de belirttiğimiz gibi lö dayet ve dalâlet konularında insanın çalışması ve Allah’ın ıııeşl yeti bahislerinde varid olan Kur’an âyetlerini iyice incelemeyi M'' rektirir. Gerçek şudur ki, iman da dalâlet de sonradan meyillimi gelen birer hadisedirler. Ve bu kâinatta vuku bulan her hudlıne Al lah’m kaderi dahilinde meydana gelir: «Biz her şeyi bir takdir iy risiııdc halkcttik». Ancak falancanın imanı veya falanennm dalâleti konusunda takdiri İlâhinin cereyan ettiği esas kanunların vu kuu hususundaki hükümleri belirten ve açıklığu kavuşturan Aylı kerîmelerdir. Buna göre insanoğlu dilediği yönü seçmek Iiununim) da hürdür. Dogıu yolu yönelip de o yolda çalıştığı vakit Allah onu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder