Allah’ın mülkü olan kâinattaki bu seyahat; insanoğlunun doğuşunu anlatan kıssadan, beşerin büyük yolculuğuyla alâkalı bilgiler verildikten, peygamberlere uymayıp şeytana tabi olmanın acı neticelerinin izahından ve Allah nizamını bir yana itip kulların nizamlarına uymanın akisleri belirtildikten sonra yapılmaktadır.
Kâinatın Allah tarafından yaratıldığı, hükümranlığın O’nun elinde bulunduğu, herşeyi kendi kanun ve nizamıyla idare ettiği, yegâne emir ve hüküm sahibinin O olduğu ve Kur’an’ın bütün beşerî O Yüce Rabba davet ettiği hep bu seyahatta göze çarpmaktadır.
Böylece beşeriyeti Rabbına bağlayan bu âyetler karşısında halâ ubudiyetten kaçınmak insanoğlu için gülünç olacaktır.
Bu görünüşün ışığı altında ve öteki mahlûkatın İlâhî emirlere katî olarak boyun eğmesi karşısında Allah’ü Teâlâ kullarına şu çağrıyı yöneltmektedir.
«Rabbınıza gönülden ve gizlice yalvarın, doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.
Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyi davrananlara pek yakındır.»
Allah’a karşı dinde ihlâs göstermek beşeriyetin kayıtsız şartsız kulluğu kabul etmesi, bütün varlıkların Allah’a teslimiyetinin ve O’nun kudretine boyun eğmesinin bir bölümüdür. Kur’an’ın üslubu insanların gönlüne bu gerçeği iyiden iyiye yerleştirmeyi hedef almıştır.
Şahit olduğumuz şu Alemde nice gizli kanunların açık tezahürleri vardır. Akıl ve mantıkla bu kanunların tesirinden kurtulamıyan insanoğlunun, herşeyi halkedip hükümranlığı altında tutan İlahî kudretin azametini idrak ettikçe irkilmemesi mümkün degildir. Bu gerçeğe vakıf olan kalbin irkilmesi, İlâhî davete olumlu cevap vermek için ilk adımı teşkil edecek ve bütün mevcudatın teslimiyet gösterdiği saltanata o da boyun eğmekten kaçınmayacaktır.
Kur’an, bu prensipten hareketle gerçek ulûhiyetin daha İyi anlaşılmasını sağlamak yolunu seçmiştir. Ayrıca bu prensip beşeri tek Allah’a ibadetini, kalbinin ve bütün benliğinin gerçek ubudiyet (kulluk) şuuruyla dolmasını hakiki teslimiyetin zevkini tadarak emin ve müsterih olmasını sağlayacaktır. Zira etrafındaki yaratılmış olan herşeyin ve herkesin O’na teslim olduğu şuuruna erecektir,
Kur’an bütün varlıkların Allah’a ubudiyetini, emiı Inlıın lw Milliyetini ifade ederken sadece insanoğluna mantıkî bir delil «ı>ı iletmeyi hedef tutmuş olmayıp aynı zamanda bu varlıkların, Allnlı ı emir ve hükümlerine son derece dikkatle tabi olduklarını da lıalıı İtilmiştir. Ubudiyet ve teslimiyet mevzuunda en şerefli ve hnumı taraf ise, öteki varlıklarla kulluk ve teslimiyeti insanoğlunun d ı pa\ hıtumısıdır. Herkesin ve herşeyin katıldığı îman kafilesin«' İnsanlı ı ııı da katılmasıyla emniyet ve huzura eren zevkli bir hayal ıue\ d, ııa gelmiştir.
Evet, bu zevk saf ve temiz kulluk zevkidir Zorlama ve Şldd. »«Ör konusu değildir. Emir ve mesuliyetleri yüklenirken öteki vailıl lamı paralelinde bulunma arzusu, kulu zevkle harekele geçire« « I Ilı Ihı kulun artık ne emirleri yerine getirmemek gibi bit dılşiim ■ »d olabilir, ne de Allah’ın gazabından korkmasına mahal vardı Kul Kadere kendine ferahlık veren teslimiyet duygusuyla la bil İl Uyarına cevap vermektedir. Bilindiği üzere Allah’a tealini oltııı kininin alın açık ve omuzları diktir. Zira o başkalarına tapınmayı raftı gibi Allah’tan gayri kimsenin karşısında küçülme/ Aleınlrıl İlahin olan Allah’a teslim olmak ancak kişiye yücelik gelirli
imanı, İşte böyle bir teslimiyet temsil eder ve sahibin«' İmam ■ evklııl tattırır. Böyle bir ubudiyet İslûmın manasını gerçekleşin ve sahibine dinamizm kazandırır. Bu kftidenin, emir v«> i«• U1111«• dan öııre, müeyyidelerin tatbikine geçmeden kabul edilmesi geıel
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder