10 Mayıs 2016 Salı

Aynca bu hakikati fiilen vukua geldiği gibi tasavvur edip kavrayabilmek için aklî ve ruhî bir tecrübenin zevkine varmış olmak gerekir. Gerçekten de kendi fıtratını İslâm yoluna şevketmiş olan kişi kalbinde bir inşirah ve açıklık hisseder. Ve bu inşirah kesin şekilde Allah tarafından verilmektedir. Çünkü kalbı inşirah ve açıklık Allah’ın takdirinin dışında hiçbir hadise ile vukua gelemez. Onu yaratan ve ihsan eden bizzat Allah’dır. Fıtrî yapısını dalâlet yoluna yöneten kişi de, içinde bir sıkıntı, bir zorluk ve bir kasılma hisseder. Bu da hiç şüphesiz Allah tarafından vuku bulmaktadır. Çünkü bu fiilin vukuu ancak Allah takdir ettiği zaman husule gelir, Her iki hal de, Allah’ın kulu hakkındaki iradesiyle meydana gelmekdedir. Fakat bu irade icbarı bir irade değildir. Her iki hal de, bir sünneti ilâhı üzerine cereyan eder. Allah’ü Taâlâ, insan adı verilen bu varlığı bu iradeden doğan kanunlarla deneyip imtihan etmektedir. Ve insan hidayet ve dalâlet yolunu seçme hususunda kendisine verilmiş olan bu kadarcık iradeyi kullanarak Allah’ın takdir ettiği hususu yerine getirmekle görevlidir.

karır ki zihnî mantık kaideleri ile, diyalektik mücadele metodlarıyla bu gerçeği ifade etmek mümkün değildir.

Aynca bu hakikati fiilen vukua geldiği gibi tasavvur edip kavrayabilmek için aklî ve ruhî bir tecrübenin zevkine varmış olmak gerekir. Gerçekten de kendi fıtratını İslâm yoluna şevketmiş olan kişi kalbinde bir inşirah ve açıklık hisseder. Ve bu inşirah kesin şekilde Allah tarafından verilmektedir. Çünkü kalbı inşirah ve açıklık Allah’ın takdirinin dışında hiçbir hadise ile vukua gelemez. Onu yaratan ve ihsan eden bizzat Allah’dır. Fıtrî yapısını dalâlet yoluna yöneten kişi de, içinde bir sıkıntı, bir zorluk ve bir kasılma hisseder. Bu da hiç şüphesiz Allah tarafından vuku bulmaktadır. Çünkü bu fiilin vukuu ancak Allah takdir ettiği zaman husule gelir, Her iki hal de, Allah’ın kulu hakkındaki iradesiyle meydana gelmekdedir. Fakat bu irade icbarı bir irade değildir. Her iki hal de, bir sünneti ilâhı üzerine cereyan eder. Allah’ü Taâlâ, insan adı verilen bu varlığı bu iradeden doğan kanunlarla deneyip imtihan etmektedir. Ve insan hidayet ve dalâlet yolunu seçme hususunda kendisine verilmiş olan bu kadarcık iradeyi kullanarak Allah’ın takdir ettiği hususu yerine getirmekle görevlidir.

Şayet biz meseleyi zihnî bir kaziye gibi ele alıp açıklamak islersek, o vakit hakikatlara temas etmeden, teamül ve tecrübeye İm .vurmadan bu kaziyelerle meseleyi çözümlemeye çalışmış oluruz ki. bu takdirde gerçeği tam ve mükemmel olarak tasavvur edip kavlamak mümkün olmaz. Halbuki İslâm tarihinde raslanılan müca-■ lalelerde ve münakaşalarda hep bu metot takip edilmiştir. Diğerleri de böyle. Şurası bir gerçek ki bu ulu hakikati iyice kavrayabilmek için bir başka metot bulmak ve onu bizzat duyabilmek kemaline ulaşmak lâzımdır. Tekrar Kur’an’ın seyrine dönelim:

*

* *

Bu âyeti kerimeler daha önce açıklanmış olan, kesilen hayvanlar konusu ile ilgili olup onu müteakiben gelmektedir. Sanki İm konu ¡ie oiıu birbirine bağlamakta ve âyetin akışı içerisinde İm yön ' önermekte ve insan şuurunda tek bir hıizme hissini 1 ilikledir. BuyJec* her iki meselenin de bu dinin bünyesi içeri-
sinde tek bir esası teşkil ettiği anlaşılır. Haddi zatında kesilmiş hayvanlar mevzuu bir hüküm mevzuudur. Hüküm ise doğrudan do/m u ya hâkimiyeti ilgilendirir. Netice itibariyle hâkimiyet bir îman rne selesidir... İşte bundan dolayı burada imandan söz edilmesi ve İm tarz ifade kullanılması tamamen istenen mevzuya uygun düşmek tedir. Bundan sonra da bölümün en son kısmına gelmiş oluyoı uz ) 1 bu kısım hem önceki hem de sonraki mevzuyu tek bir bağla bag lamaktadır. Bunun da onun da Allah’ın doğru yolu olduğu belirtilmekte. Bunların her hangi birisinde hudut dışına çıkmanın doğ ru yoldan çıkmak olduğu ifade edilmektedir. Bu istikameti takip ederek yürümenin ise akide ve şeriat mevzuunu ilgilendirdiğini ve bu istikametin kişiyi doğru yola götürüp selâmet diyarına evim deceğini ve Allah’ı anan kulların dostunun da yine Allah olduğunu belirtmektedir:

126 — Rabbinin, dosdoğru yolu işte budur. Biz âyetleri, altlı ııı başına alıp düşünen cemiyet için apaçık gösterdik.

127 — Rablerinin katında cennet onlarındır. O, işlediklea inden ötürü onların dostudur.

İşte doğru yol... Rabbinin doğru yolu. Burada doğru yolun Rabbe izafe edilmiş olması ayrı bir güven ve huzur verınekledlı Sonra da bir müjde... İşte Allah’ın hidayet ve dalâlet koiui'.undakı cari olan kanunu. İşte Allah’ın helâl ve haram mevzuundnkl luık mü. Her ikisi de Allah ölçüsünde ve mizanında avın seviyededlı Her ikisi de Allah’ın Kur’an’ında aynı üslûp içeı i ıııdr vi dm dt tadır. Gerçekten Allah, âyetlerini tafsilatlı olarak açıklamışın Şu

kadar var ki Allah’ı anan, O’nu unutmayan ve O’ndaıı gafil

yan kimselerdir ki, bu tafsilatlı açıklamadan faydalanıl luı Muıın nin kalbi her dem Allah’ı anan ve bir an O’ndan gafil olmayım kalp dir... Müminin kalbi hakka ve hidayete açık, ferahlık ve İnşirahla dolu bir kalbidir. Müminin kalbi canlı, diri, hakka açık ve hakikilin koşan bir kalbdir...

Allah’ı ananlar için ise yüce Rablerinin katında selâmet dı yarı vardır. Orası emniyet ve huzur diyarıdır... Bunu Rahlen temin etmektedir kendilerine. Şu halde zayy olman söz konusu değildi«

O; kendilerinin dostu, yardımcısı, koruyu« u ve hamisidir l'o ise sırf yaptıkları amellerinden doluyıdır, 1. uıu imtihandaki ha,.a

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder