135-De ki ;Ey kavmim, bütün kuvvetinizle yapın yapacağınızı. Ben vazifemi yapıyorum. Sonucun kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar.»
Bu tehdit; üzerinde bulunduğu hakikata son derece bağlı, arkasında bulunan hak kuvvetlere dayanmış, hakkın kendisinde gizlediği gücü bilen ve bu kuvveti iyice kavrayan bir müminden sudur eden tehdittir. Bu tehdit Resulullah’dan gelmektedir. O, açıkça belirtmektedir ki; onlardan tamamen el çekmiştir. Bağlandığı Hak’ka herşeyi ile son derece güvenmektedir. Takip ettiği yola ve metoda sadıktır. Karşısında bulunanların ise, açıkça sapıklıkta olduklarını yakînen görmekte ve varacakları akibetin ne olacağını kesin şekilde bilmektedir:
«Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar»...
İşte asla sarsılması mümkün olmayan temel bir kaide. Allah’dan başkasını dost edinen müşrikler hiçbir zaman kurtuluşa eremezler. Ve Allah’dan başka hiçbir yardımcı ve dost yoktur. Allah’ın dosdoğru yoluna uymayanlar da kurtaramazlar kendilerini. Allah’ın dosdoğru yolundan öte dalâletten ve apaçık hüsrandan başka hiçbir şey yoktur...
Sûrenin akışı içerisinde yeni bir bölüme geçmeden önce kesilen hayvanlarla ilgili konuyla, adanan adaklar ve meyvelerle alâkalı mevzu arasında gelen bu kısım üzerinde bir nebze duralım. Kesin şekilde itikadı gerçekleri ve esaslı hakikatları ihtiva eden bu kısım... îman ve küfrün tabiatı ile insan ve cin şeytanlarıyla Allah’ın peygamberleri ve o peygamberlere inananlar arasında cereyan eden savaşdan birçok sahne ve manzaralar zikreden bu kısım... Sûrenin seyri içerisinde benzer duygu ve ilhamlar ihtiva eden ve âlem şümul bir çevrede büyük bir itikadî gerçeği sunan bu kısım... Bu kısa mülâhazada, Kur’an-ı Mübîn’in, amelî vakıalara ve beşer hayatı ile ilgili pratik tatbikattaki fer’î meselelere ne kadar dokunduğunu ve asıl dayanılması gereken İlâhî hâkimiyeti takrir hususunu ne kadar ihtiva ettiğini görmüş olacağız. Kur’an-ı Kerîm bu dâvayı neden bu derece itina ile çevreliyor?...
Çünkü, prensip itibariyle bu mevzu İslâm’ın akide dâvasını özetlediği gibi din dâvasını da özetler. İslâm’da akide esası kelime-i şehâdettir. Bu kelime-i şehâdeti getiren müslüman, kalbinden, kulların iddia ettiği ülûhiyet hassularını siler atar, sadece Allah'ın ülûhiyetine teslim olur. Binaenaleyh bütün insanların hakimiyetini bir tarafa iterek kendisini Allah’ın hâkimiyetine teslim eder.
Küçük meselelerde hüküm verme hususu, hâkimiyet, hnkkı m(İ betinden dolayı, en büyük meselelerdeki hüküm vermekten sızdır. Binaenaleyh en basit meselelerde insanın hâkimiyetini lim olmak ona ülûhiyet hakkı tanımaktır. Ki imi .hım.m Allel başka hiçbir kimseye hâkimiyet hakkı tanımaz.
hiyetine teslim olur. Binaenaleyh bütün insanların hAk yİ İr
tarafa iterek kendisini Allah’ın hâkimiyetine teslim etin Ki çük meselelerde hüküm verme hususu, hâkimiyet, hnkkı m(İ betinden dolayı, en büyük meselelerdeki hüküm vermekten sızdır. Binaenaleyh en basit meselelerde insanın hâkimiyetini lim olmak ona ülûhiyet hakkı tanımaktır. Ki imi .hım.m Allel başka hiçbir kimseye hâkimiyet hakkı tanımaz.
İslâm'ın nazarında din; kulun pratik hayatında —fikrî inancında olduğu gibi tek başına Allah’ın ülûhiyetine teslim olması ve kendilerini ilahlaştıran kulların ülûhiyetine sırt çevirmesidir. Hüküm koyma özelliği bir ülûhiyet hassasıdır. Bu hükümlere boyun eğmek İse uluhiyetini kabullenmek demektir... İşte bütün bunlardan dolayı müslüman, din olarak sadece Allah’ın dinine bağlanır ondan başkalarının dinini terk eder, kabullenmez. Kendisini putlaştıran kulların yolunda gitmez.
İşte Kur’an-ı Kerîm’in bu itikadî usulleri yeı U,ştirpn*l| I sunda dikkat sarfetmesinin ve M e k k e - i M ü k ı* ı ı p ili nazil olan bu sûre-i celîlenin seyri içerisinde mevzuun ll/ei ln# meşinin sebebi budur. Daha önce de söylediğimiz gibi M t» k k Mükerreme’de nazil olan Kur’an âyetleri o günkü l»lAn maatınm günlük hayatı ile ilgili hüküm ve nizam dftVMIIII önünde bulundurmuyor, sadece düşünce ve akide dâvanın« «fiil du. Ama buna rağmen sûre-i celîle hâkimiyet nn v/mmdnki h mel itikadî düşünceyi yerleştirmek için mevziiyi* laı İmdat t vererek eğiliyor. İşte bunun kendisine has drlAlHI 'T • I
İşte Kur’an-ı Kerîm’in bu itikadî usulleri yeı U,ştirpn*l| I sunda dikkat sarfetmesinin ve M e k k e - i M ü k ı* ı ı p ili nazil olan bu sûre-i celîlenin seyri içerisinde mevzuun ll/ei ln# meşinin sebebi budur. Daha önce de söylediğimiz gibi M t» k k Mükerreme’de nazil olan Kur’an âyetleri o günkü l»lAn maatınm günlük hayatı ile ilgili hüküm ve nizam dftVMIIII önünde bulundurmuyor, sadece düşünce ve akide dâvanın« «fiil du. Ama buna rağmen sûre-i celîle hâkimiyet nn v/mmdnki h mel itikadî düşünceyi yerleştirmek için mevziiyi* laı İmdat t vererek eğiliyor. İşte bunun kendisine has drlAlHI 'T • I
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder