3 Mayıs 2016 Salı

«Felsefe Tarihî» adlı eserin müellifi Will Durant ’da şöyle diyor: «Evet, felsefe gerçekten Allah'tan söz ediyor. Şu kadar var ki felsefenin söz ettiği ilâh tabii âlemin dışında tasavvur edilen, lâhutî bir ilâh değildir. Felsefe, filozofların ilahından söz etmektedir. Bu ilâh âlemin iskeletini hayatı ve iradesini temsil eder.» Bu sözler bahis mevzuu edilmeye bile değmez Ne var ki büyük kafa denilen kimseler böyle söz etmekten çekinmemektedirler. Biz bu karanlık deryasına çökmüş kimseleri Kuran'ımısı tefsir ederken muhakeme mevzuu yapmayacağız.

Arap cahiliyyetinde Allah’la beraber bir takım kulluk belirtisi gösterilen ilâhlara yönelme ve bir takım şeyleri Allah’a yaklaşmak için aracı ve vasıta kılmak gibi sapıklıklardan başka birşeyle karşılaşmış değildi. Onlar sadece insanların hayatına hükmeden bir takım adet ve prensipleri alma hususunda sapıklığa dalmışlardı. Daha kısa bir ifadeyle onlar Allah’ın varlığını doğrudan doğruya inkâr etmiyorlardı. Bugün bir takım şımarıkların hiç bir bilgi ve kaynağa dayanmadan, hiçbir esasa istinad etmeden ileri sürdükleri iddialara benzer iddialar serdetmiyorlardı.

Gerçeği söylemek gerekirse bugünde Allah’ın varlığı üzerinde tartışmaya giren pek azdır. Ve her zaman da çok küçük bir azınlık halinde kalacaklardır. Şu kadar var ki esas sapıklık günümüzde de cahiliyyet devrinde olduğu tarzdadır. Bu da hayat meseleleri ile alâkalı konularda hüküm kaynağının Allah’tan başka taraf da aramaktır. Her devir cahiliyyetinin olduğu gibi Arap cahiliyyetinin de üzerine kaim olduğu karekteristik esas bu şirk nevidir. Günümüzde çok az bir yekûn tutan ve hiçbir İlmî esasa dayanmayan İlim iddiası ile ortaya atıldıkları halde hiçbir İlmî esasa istinad etmeyen küçük bir azınlık Allah’ın varlığı üzerinde tartışmaya girebilmektedir. Aslında beşer bilgisi, bu konuda imansızlığa götürecek biç bir İlmî esas bulamaz. Kâinatın tabiatında da insanı ilhada düşürecek hiçbir esas mevcut değildir. Şu kadar var ki bu pisliğin esas sebebi başlangıçda kilisenin baskısından kurtulup hiçbir dinî esasa istinad etmeden insanları köleleştiren ve alınlara zillet damgası vuran kilise tanrısından kaçmaktır. Ayrıca bu tartışmacıların fıtratındaki tekevvün noksanlığı ve beşerî varlıkların esasını teşkil eden vazifeleri atalete mahkûm etmelerinden doğan eksikliklerdir Nitekim yaratıklar içerisinde ters yüz edilmiş olanlar da aynı tarzdadır.1

Şu da bir gerçektir ki, yaratma ve takdir hususu hayatın doğuşu gerçeğinde olduğu gibi Kur’an-ı Mübîn’de hiçbir zaman Allah’ü Taâlâ’nın varlığını isbat sadedinde bahis mevzuu edilmez. Zira Allah’ın varlığı ile ilgili tartışmalar Kur’an’ın göz önünde bulundurduğu ciddiyetle uyuşması mümkün olmayan boş laflardan ibarettir. Gerek yaratılış meselesini, gerekse hayatın doğuşu gerçeğini Kur’anı Mübîn sadece insanları doğru yola döndürmek ve bu gerçeklerin icabı olan Allah nizamını hayatlarında tatbik etmek, ilâh olarak yalnız Allah’a bağlanmak, rab olarak O’na itaat etmek bütün hayat problemlerini O’nun hâkimiyetine teslim etmek ve hiç ortak koşmaksızın tek başına O’na ibadet etmek gibi konularda bahis mevzuu yapar.

Bununla beraber yaratma ve takdir etme gerçeği hayatın doğuşu gerçeğinde olduğu gibi Allah’ın varlığı konusunda tartışmaya girenlere, susturucu bir hüccet olarak karşılarına çıkmakla ve bir tokmak gibi beyinlerine inmektedir. Bu hakikatin karşısında onlar kuru gürültü ve edebsizliğe varan şımarıklıktan başka hiç bir şey yapamamaktadırlar çok kere.

«İnsan tek başına değildir» ve «modern dünyada insan"adlı eserlerin müellifi Julian Hauxley’debu şımarık edepsizlerden birisidir. Hiçbir esasa dayanmayan kendi peşin hükümlerinden maada(Başka) hiçbir temele oturmayan fikirleri ile bu konuya dalma cüretini göstermektedir. «Modern dünyada insan» adlı eserinin «din de insanlar tarafından uydurulmuş bir şeydir» adlı bölümünde bakınız ne diyor:

«İlimlerin, mantığın ve özellikle psikolojinin gelişmesi bizi  öyle bir tekâmül safhasına ulaştırdı ki bu safhada artık ilâh mefhumu hiçbir değeri olmayan faraziye durumuna düştü. Tabii İlimler kafamızdan ilâh mefhumunu sildi, attı. Artık Allah kahinatı idare eden bir hâkim rolünden sıyrılıp gizlenmeğe başlıyor. Ve bundan sonra ilâh mefhumu mücerret manada «ilk sebeb» olmaktan veya esrara bürülü genel bir esas olmaktan öteye geçmemişir.

«Felsefe Tarihî» adlı eserin müellifi Will Durant ’da şöyle diyor: «Evet, felsefe gerçekten Allah'tan söz ediyor. Şu kadar var ki felsefenin söz ettiği ilâh tabii âlemin dışında tasavvur edilen, lâhutî bir ilâh değildir. Felsefe, filozofların ilahından söz etmektedir. Bu ilâh âlemin iskeletini hayatı ve iradesini temsil eder.» Bu sözler bahis mevzuu edilmeye bile değmez Ne var ki büyük kafa denilen kimseler böyle söz etmekten çekinmemektedirler. Biz bu karanlık deryasına çökmüş kimseleri Kuran'ımısı tefsir ederken muhakeme mevzuu yapmayacağız. 
Will Durant ’da şöyle diyor:«Evet, felsefe gerçekten Allah'tan söz ediyor.
Dikkat.
Çok önemli.
KİMİN ALLAH'I 

MÜSLÜMAN'IN ALLAH'I

KAFİRİN İLAHI (ALLAH'I)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder