4 Mayıs 2016 Çarşamba

Hidayeti istemeyenler. İlim arzu etmeyenler... Gerçeklere ulaşmak için alın teri dökmeyenler... Bunlar, Muhammed (A.S.) ın kendilerine hitap ettiği bu üstün seviyedeki âyetlere sebepler bulmaya çalışacaklar ve bir yığın olmamış şeyleri uyduracaklardır.

Rabbanî kaynaktan gelmiş olduklarının bizzat delili olduğunu, ancak müşriklerin bunca açık delillere rağmen ikna olmak istemediklerini belirtiyor. îşte bunun için bir kısmı diyorlardı ki 
M u h m m e d (S.A.) ileri sürdüğü bu iddiaları ehli kitaptan birisinden okumuş ve öğrenmiştir. Ama bilmiyorlardı ki 
Hz. M u ham m e d (S.A.) nın kendilerine bahsettiği o yüksek seviyeli mevzuları ehli kitap ta bilmiyordu. Yeryüzünde hiç bir kimse O’-nun bahsettiği bu seviyeye ulaşmış değildi. Durum halen de böyledir. Beşerin bildiği ve bilmediği bütün marifetleri ile insanoğlu henüz o ulvî seviyeye ulaşmış değildir. İşte bunun için Resulullah kendisine vahyedilen emirlere uymak ve müşriklerden sakınmakla emrolunuyor:

GÖSTERİLEN ÂYETLER

105 — «İşte biz âyetleri böylece türlü, türlü beyân ederiz. Tâki onlar: “Sen okumuşsun” desinler ve biz öğrenecek kimselere
Kur’anı açıklamış olalım.

106 — Rabbinden sana vahyolunana uy, O’ndan başka Allah yoktur, puta tapanlardan yüz çevir.

107 — Allah dileseydi O’na ortak koşmazlardı. Biz seni onlara koruyucu yapmadık, onların vekili de değilsin.»

İşte böyle açıklar Allah âyetlerini. Bu seviyedeki delilleri o günün Arap cemiyeti görmüş değildi. Zira bu âyetler kendi İçtimaî bünyelerinden doğmuyordu. Hatta hiçbir beşerî kaynaktan neşet etmiş değildi. Bu seviyede âyetleri beyan etmek cemiyette karşılıklı iki neticenin varlığına götürür bizi.

Hidayeti istemeyenler. İlim arzu etmeyenler... Gerçeklere ulaşmak için alın teri dökmeyenler... Bunlar, Muhammed (A.S.) ın kendilerine hitap ettiği bu üstün seviyedeki âyetlere sebepler bulmaya çalışacaklar ve bir yığın olmamış şeyleri uyduracaklardır. Peygamberin hayatında, ne peygamberlikten önce ne de peygamberlikten sonra gizli ve kapalı bir taraf yoktur. Ama işte görüyorsunuz ki: «Ya Muhammed (A.S.) sen bunları ehli kitaptan öğrendin» diyorlar. Halbuki hiçbir kitap ehli bu üstün düşünce tarzını biliyor değildi. O gün ehli kitabın yazdığı kitaplar kendilerinin yanında bulunuyordu. Bugün de yazdıkları meydanda. Onların elinde bulunan kitapla bu Kur’an arasındaki mesafe gözleri kamaştıracak kadar uzaktır. Ehli kitabın elinde bulunan kitaplar hiçbir kaynağa dayanmayan ve rivayetlerden ibaret olan peygamberler tarihi, hurafe ve efsanelerle bürülü krallar mitoloji sinden ibarettir. Tamamen bilinmeyen kişiler tarafından kaleme alınmıştır. Bilhassa Tevrat böyle uydurmalarla doludur yeni ahde gelince bunlar da İsa Peygamberin talebelerinin yıllar sonra anlattıkları rivayetlerden öteye geçmemektedir. Bu İncil' leri defalarca konsüller tahrif etmişler, değiştirerek tadilat yapımışlardır. Hatta ahlâkî öğütleri ve manevî duyguları ihtiva eden bölümleri bile bu tahrif ve ilâvelerden kendisini koruyamamışdır.işte o gün ehli kitabın elinde bulunan kitap bunlardan ibaretti. Bu gün de öyle. Nerde onların bahsettiği konular, nerde Kur an ı  Kerîm? Ama müşrikler o gün bu Kur’an’ın onlardan öğrenilip yazıldığını söylüyorlardı, işin en tuhaf tarafı çağımızdaki cahiliyyeti temsil eden müsteşriklerden ve İslâmî araştırmalar yapan gayri müslimlerden bir kısmı da aynı uydurmaları söylemekle ve bunun adına da «ilim», «araştırma», ve «etüd» adı vermektedirler. Ve bu İlmî seviyeye de şüphesiz ki müsteşriklerden başka kimsee  ulaşamaz. (!)

Gerçekten bilenlere gelince âyetleri bu tarzda serdetmek onları Hakka götürür ve hakikati kabule iletir.

«Ve biz öğrenecek kimselere Kur’an-ı açıklamış olalım-

— Sonra basiret sahibi bilenlerle, bilgiden nasip almayan körler arasındaki kesin ayrılık belirtiliyor. Yüce peygambere ulvi emir geliyor, âyetleri bu tarzda serdeden ve bu âyetler kurşısında iki bölüğe ayrılan kitleye karşı peygamberin sadece kendisine vahyolunanlara uyması, müşriklerden sakınması, onların söyledikleri saçma sapan sözlere dalmaması, onların inatçılığı ve yalanlamaları ile kafasını meşgul etmemesi belirtiliyor. Onun takip edeceği yol kendisine Rabbı tarafından vahyedilen vahiy yoludur. O bütün hayatını bu esaslara göre düzenler. O’na tabi olanlar da kendilerini bu esaslara göre ayarlarlar. Müşriklerin şirk koşmalarından dolayı birşey gelmez O’na. O, benzeri bulunmayan ve kendisinden başka ilah olmayan Allah’ın gönderdiği vahye iktida etmektedir. Ne ilgilendirir kulların durumu onları:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder