4 Haziran 2016 Cumartesi

İdarenin Allah’tan korkan, O’nun rızasını arayan müslüman kişilerin eline geçinceye, gerçek İslâm nizamı yeryüzünde yerleşinceye kadar devam edecektir ki, Allah sadece bu nizama rıza göstermekledir. Çünkü dünya işlerinin düzene girmesi ve bu düzenin işlemesi İslâm nizamının kaim olmasına bağlıdır»..

Zira"cihad"gerçek İslâm nizamını yerleştirmek ve yaşatmak uğrunda sürekli gayret ve devamlı mücadeleden başka bir şey değildir. 
İşte Kur’an bu tarifiyle «cihadı» kişinin dine karşı sadakatini ve imanını tartan bir terazi kabul etmiştir. Diğer bir tarifle de öğreniyoruz ki, Allah ve Rasulüne inanan kimsenin bâtıl nizamın tasallutuna rıza göstermesi mümkün olamayacağı gibi gerçek İslâm nizamının yerleşmesi ve yaşaması yolunda canını, malını feda etmekten de geri kalamaz... Kim olursa olsun, bu konuda yavaş ve zayıf davranan kişi îman yönünden zaaf ve tereddüt içindedir. Durum bu olduktan sonra onun Amellerinden herhangi biri nasıl faydalı olabilir»...

...«İmameti Saliha’nın (İslâmî Kadronun) Allah'ın ülkesinde yerleşmesinin İslâm nizamı için büyük önemi ve hayati ehemmiyeti vardır. Allah ve Rasulüne inanarak hak dine sarılan kimsenin vazifesi, İslâmî kalıp içinde elinden geleni yaparak gün geçirmekle bitmiş olmaz. Böylece kendisini temize çıkaramaz. Ancak îmanının gereği olarak bütün gayret ve kuvvetini; idareyi zalimlerin, fasıkların, kâfirlerin elinden kurtarmak için harcamak zorundadır. Bu mesai, İdarenin Allah’tan korkan, O’nun rızasını arayan müslüman kişilerin eline geçinceye, gerçek İslâm nizamı yeryüzünde yerleşinceye kadar devam edecektir ki, Allah sadece bu nizama rıza göstermekledir. Çünkü dünya işlerinin düzene girmesi ve bu düzenin işlemesi İslâm nizamının kaim olmasına bağlıdır»...10

İslâm, insanları, İlâhî saltanatı gasbedenlerin elinden bu saltanatı kurtarmaya ve sahibine iadeye çağırırken, esasen onların insanıyetini kurtarmaya, kula kulluk etmek yerine hürriyetlerine kavuşmaya çağırıyordu. Yalnız bedenlerini değil, aynı zamanda ruhlarını ve mallarını da bâtıla tapanların ihtiras ve nefsani duygularına esir etmekten kurtaracaklardı. İslâm onlara —kendi bayrağı altında bâtıl ile savaşma yükünü yüklüyordu. Üstelik çok fedekârlık istiyordu. Bu suretle onları, haysiyet kırıcı, şerefsiz, sürekli ve çok ağır fedakârlıklardan kurtarıyordu... Böylece, şerefli bir yoldan selâmete ermelerini istiyordu.

Bunun için Ş u a y b kesin olmak haykırıyordu:

«Allah bizi dininizden kurtardıkdan sonra ona dönecek olursak
doğrusu Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Dininize dönmek bize yakışmaz»...

Ş u a y b kavminden büyüklük taslayan gruba karşı — ki bunlar beşerin şeytanlarıdırlar— sesini yükseltip başını dimdik tutarken, ilmi her şeyi ihâta eden yüce Rabbına karşı da küçülüyor, O'na yöneliyordu. O’nun takdirine karışmıyordu. Kendi idaresini ve iradesini ona havale ediyor, O’na teslimiyetini ve mutlak itaatini ilan ediyordu:

«Rabbimizin dilemesi bir yana, Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır»...

O, işi Rabbı olan Allah’a bırakıyordu. Kendisinin ve lıerahı ı lıı deki mü’minlerin geleceğiyle ilgili her işi...

Kendisi sadece beşer şeytanlarının teklifini red edebilir, mıla nn dinine dönmeyeceğini söyler, bu mevzuda hem kendisinin hem de beraberindeki mü’minlerin samimi olduklarını ilân eder, I< .• l• ı hırını asla tanımaz ve karşı koyardı ama meşieti - ilâhiyye hakkımla <la onlara kesin birşey söyleyemezdi... Çünkü herşey bu mr\ı\\. 1. bağlıydı. O ve beraberindeki mü’minler Allah’ın iradesini bllem. • İmdi. Halbuki Rabları herşeyi bilirdi. O halde O’nun ilmine 1 mi (leşine teslim olurlar ve işlerini O’na havale ederlerdi

Hu, Allah sevgililerinin Alllah’a karşı edebidir. Onluı linin em re bu edeple uyar, Allah’ın irade ve takdirine karşı kuyum/, • mu dilenden imtina etmez, takdirine razı olur.

Murada Ş u a y b (A.S.) kavminin putperestlerinden rölen

lı lıdıtleri bir kenara itiyor, emin bir tevekkül ile Kahinim

ym ve kavmiyle kendi arasında hak ile hükmetmesi için Allah a ılım ediyor:

••İtiz yalnız Allah’a güvendik. Rabbimiz, bizimle nıillellnıi/, anı Mildi» bak ile büküm ver, Sen hükmedenlerin en bayii lısısın. dedi»

Iturada fevkalâde bir sahneyle karşılaşıyoruz: «Ultılılyol» ı;ı 1 1,eriııiıı peygamber nefsinde tecellî ediş sahnesi...

O, kuvvetin mcnbaını ve kurtuluş kaynağını biliyor. O, Rnlılıı mu küfür ile îman arasında hak ile hükmedeceğini biliyor. V i m • n,

Allah’ın yardımıyla, ülkeyi ele geçirmek yolunda kaçınmak m

kını olmayan savaşa girişirken Rabbına tevekkül diyor. Ki, bıı .1 vaş una ve beraberindeki mü’minleıe farz idi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder