13 Mayıs 2016 Cuma

Hatta şeriatın ihtiva ettiği manayı akide de esaslarından alır. Zaten verdiği hükümler akidenin bizzat kendisinden ibarettir. Bir başka ifade ile şeriat akidenin pratik bir tercümanıdır.

Allah’ın âyetlerini kabullenseler, âhirete inanmış olsalar, Allah’ın hidayetine uymuş bulunsalardı, hem kendi nefisleri için, hem de başkaları için Allah'ın hükümlerinden başka hüküm koymazlar ve Allah’ın izni olmadan bir şeyi helâl veya haram saymazlardı.

7 — Bölümün sonunda âyeti kerîme onları Allah’ın gerçekten neleri haram kılmış olduğunu açıklamaya davet ediyor. Bu açıklama sırasında İçtimaî hayatla alâkalı bir takım temel prensiplerle karşılaşıyoruz ki bunların başında Allah’ın birliği geliyor. Sonra da bir takım emir ve mükellefiyetler... Şu kadar var ki haram kılınan şeyler çoğunluğu teşkil ediyor ve mevzuun asıl işareti sayılıyor. Bu kısımda Allah şirki yasaklıyor ve ana babaya iyiliği emrediyor. Allah’ın rızkını vereceğini, bile bile fakirlik korkusuyla evlât öldürmeyi yasaklıyor. Gizli açık fuhşiyata yaklaşmaktan nehyediyor. Allah’ın haram kıldığı insan canına kıymayı yasaklıyor. Sade'ce Hak ile olanlar müstesna... Yetişinceye kadar yetimlerin malına dokunmayı nehyediyor. Ancak iyilikle olanları müstesna. Ölçü ve tartıda adaleti gözetmeyi emrediyor. Şehadet ve hüküm verirken en yakını da olsa doğruyu söylemeyi emrediyor. Allah’a verilen bütün sözleri yerine getirmeyi emrediyor. Ve bütün bunları da Allah’ın bir hükmü olarak niteliyor, gerek emir, gerekse nehiy cümlesinden sonra hemen hemen hepsinde bu hususu tekrarlıyor.

Şerî prensipleri ve itikadi kaideleri ihtiva eden bu yığının... bir bölüm içerisinde birleşen ve birbiri içine giren tek bir kısım halini ve tek bir kitle şeklini gösteren bu yığının... açıkladığımız tarzda Kur’an-ı mütalaa eden hiç bir kimsenin gözünden kaçmayacak şekilde bir birlik arzeden bu yığının... Evet bütün bu yığının sonunda nihayet şu hükmü İlâhî yer alıyor:

«Bu dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye emretmektedir»...

Bu son hüküm âyetin umumi manasını ve kesin bir hüküm ihtiva eden havasını açıkça ibraz emtek için serdedilmiştir. Bu umumî havayı şöylece belirtebiliriz:

«Gerçekten de bu din gerek hükümler yığını olarak, gerekse itikadî esaslar mecmuası olarak şirk ve İslâm sıfatını belirlemekte
birbirinden asla ayrılmaz. Hatta şeriatın ihtiva ettiği manayı akide de esaslarından alır. Zaten verdiği hükümler akidenin bizzat kendisinden ibarettir. Bir başka ifade ile şeriat akidenin pratik bir tercümanıdır. Bu gerçek bütün Kur’an âyetlerinin gerisinde ve Ayetlerin sunuluş tarzında kendisini gösterir. İşte bu dine tabi olanların gönlünde din mefhumunu sarsmak için ardı arkası kesilmeyeli savaşlar, uzun asırlar boyu çok iğrenç ve kötü üsluplarla mücadele edilen gerçeğin kendisidir. Ne var ki durum çok kere bu dinle alay eden din düşmanları bir yana bu dini son derece hamasetle savunanlar da görülmüş ve hâkimiyet dâvası akide dâvasından tamamen ayrı olarak mülâhaza edilmiştir. Binaenaleyh itlkadl konularda cüşu huruşa gelen gönüller ilâhı hâkimiyet hususunda lılç de coşar olmamıştır. Hâkimiyet konusunda laübaliliğin dine, akideye ve ibadete karşı gösterilen bir edebsizlik olduğu kabullenilmemiş tir. Halbuki bu din akide ile ibadet ve şeriatın arasını ayırmayı asla kabullenmez. Fakat donatılmış kuklalar vasıtasıyla ıı/ıın a sn lar boyu bu sarsıntı temin edilebilmek için çalışılmıştır Neticede İslâmî hâkimiyet konusu bu acı duruma düşmüş hatla bu dini «"iı derece hamasetle koruyanların gönlünde bile ayni hal yei elmiş tir. İşte ana mevzuunu nizam ve şeriatın teşkil etmediği midece akide üzerinde durulduğu M e k k e - i Mükerreme'de ıın/H "I muş şu sûre-i celîlenin bile üzerine yığılarak ifade etmeye çalıştığı bunca tesirler ve bunca takdirlerle bahis mevzuu elliği ana dA bu dâvadır. Halbuki aynı sûre-i celîle içtimai hayatın alışkanlıkları ile ilgili bu cüzi ve pratik meseleyi büyük bir esasa bağlamış ve hâkimiyet dâvasıyla birleştirmiştir. Çünkü bu büyük esas mailiydi itibariyle bu dinin temel kaidesi ile ilgili olup mevcudiyeti İle alA kaildir...

Ağaca ve taşa tapanlara putperest adını verip de Tağût'un hükmüne boyun eğenlere putperest adını vermeyenler... Birincisinde gösterdikleri şiddeti İkincisinde göstermiyenler... Evet bunlar Kur’an-ı iyice okumuyorlar demek... Bu dinin tabiatını bilmiyorlar demek... Öyleyse Kur’an-ı iyice okusunlar ve Allah'ın yüce kavlini ciddiyetle ele alsınlar:

«Şayet siz onlara itaat ederseniz muhakkak ki siz de müşriklerdensiniz».

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder