11 Mayıs 2016 Çarşamba

Zalimlerin bir kısmını kazandıklarından ötürü, diğer bir kızmına böylece musallat ederiz»...Bu gün olduğu gibi (2016) İslam beldelerinde aşikar bir şekilde gözükmektedir.!

Zalimlerin bir kısmını kazandıklarından ötürü, diğer bir kızmına böylece musallat ederiz»...

Tıpkı cinlerle insanlar arasındaki bu dostlukta olduğu gibi.ve aynen bu dostluğun sürüklediği akibette görüldüğe gibi Aynı şekilde ve aynı kaideye dayanarak. Kazandıklarından ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına musallat ederiz. Bir kısmını diğerine dost kılarız. Çünkü onlar aralarında tabiat ve hakikat itibariyle bir benzerlik vardır. Çünkü onların aralarında hedef ve gaye bakımından bir birlik mevcuttur. Çünkü onları bekleyen akibet aynı akibettir... Burada söz konusu edilen prensip; hedef ve ,münasebet bakımından o günkü durumun sınırlarından çok daha geniştir. Bu prensip umumiyeti itibariyle insanlardan ve cinlerden,, şeytanların arasında hâkim olan dostluğun mahiyetine temas etmektedir. Gerçekten de zalimler —yani ne şekilde olursa olsun Allah’a şirk koşanlar hakka ve hidayete karşı gelmek için her zaman birleşirler. Hak peygamberlere ve onlara inanmış kimselere düşmanlık konusunda birbirine yardımcı olurlar. Şekilleri ne kadar değişik olursa olsun, aynı tînete sahip olmaları bir yana, onlar aynı gayenin adamıdırlar. Birleşme menfaatleri insanların üzerindeki rubûbiyet hakkını gasbetme esasına dayanır. Ayrıca Allah’ın Hakimiyetini tanımaksızın nefsin emirlerine kul olma esasına istinat eder.

Her ne kadar aralarında ihtilaflar ve menfaat çatışmaları görülürse de, Allah dostlarıyla ve Allah’ın dinine karşı bir savaş söz Konusu olduğu zaman birbirlerine destek olduklarını ve tek kitle halinde bu savaşa katıldıklarını her zaman müşahede etmekteyiz İşle aralarındaki dostluk bir gaye ve hedef birliğine ve tîynetlerinin aynı olmasına mebnidir. Ayrıca kazandıkları günahları ve kötülükleri dolayısıyla yukarda arzedilen sahnede gördüğümüz gibi ahiretteki akibetlerinin de aynı olması yüzündendir bu.

Biz bu devrede ve birçok asırlardan beri insanların şeytan kısmını teşkil eden haçlıların, siyonistlerin, putperestlerin ve komünistlerin kendi aralarındaki askerî ihtilaflara rağmen kocaman bir Kille halinde birleştiklerini ve İslâm’a karşı müşterek bir harp açıklarını, yeryüzünün neresinde olursa olsun her türlü İslâmî diriliş hareketini daha doğarken bastırmaya çalıştıklarını müşahede etmekteyiz.

Gerçekten de bu birleşmeler çok korkunçtur. İslâm’a harp açmak konusunda asırlardan beri bu birleşmenin sağlanması için çalışılmaktadır. Her türlü maddî ve kültürel kuvvetler bu hedefe döndürülmüştür. O iğrenç şeytanî metotları tahakkuk ettirmek için belirlilen hedeflere uygun olarak her yerde harket eden ve aynı topluluğun hiyle ve bozgunculuk vasıtalarıyla aynı oyuna devam edilmektedir. İşte bu birliklerin teşekkülünde Allah’ü Taâlâ’nın bu yüce sözü tecellî ediyor: «Kazandıklarından ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böylece musallat ederiz»... Aynı husus üzerinde Allah’ın yüce Peygamber’ine belirttiği şu tatminkâr İfadeler de mutabık geliyor: «Şayet Allah dileseydi onlar bunu yapamazlardı. Onları iftiraları ile başbaşa bırak»... Şu kadar var ki, bu tatminin bir esasa istinat etmesi için Resulullah’ın izini takip eden ve bu dine, müminlere karşı girişilen bu korkunç savaşta
kendisini o günkü müminlerin yerinde kabul eden inanmış bir Kitlenin mevcut olması ve hareket halinde bulunması gerekmektedir

Şimdi âyeti kerîme ile birlikte bir başka sahnedeki tabloyu d<> nelim:

«Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size âyetlerimi nnlalaiı ve bu gününüzün gelip çatacağını haber veren peygamberler gel medi mi? “Ey Rabbimiz, diyecekler, kendi hakkımızda şahidiz” Dünya hayatı onları aldattı da kâfir olduklarına dair kendi aleyh« terine şahitlik ettiler»...

Bu sual belirtilen hususların varlığını bildirmek ve tescil etmek gayesine mebnidir. Hak Taâlâ onların dünya hayatimin im durumda olduklarını gayet iyi bilir. Onların bu suale verdikleı ı re vap ahiret hayatındaki cezaya hak kazandıklarını kendi dillen , K ikrar ettirmek içindir.

Allah’ın hitabı insanlara tevcih edilmiş olduğu gibi, ellisin»ı de tevcih edilmiştir. Fakat insanlara gönderilen peygamberin c bi acaba cinlere de peygamberler gönderilmiş midir? İnsanoğlu h1,1 gayb aleminden bir cüz olan cinler aleminin durumunu bilen v gâne zat Allah’ü Zülcelâl’dir. Şu kadarı var ki, peygamberlere m dirilen âyetleri cinlerin de işitmekte oldukları ve kendi topluluk larını bunlarla korkuttukları şeklinde âyeti kerîmenin tevil edilme si mümkündür. Nitekim Ahkâf sûresinde Kur’an-ı Kerim cinlerin durumu ile ilgili şu hususları belirtmektedir:

«Kur’an-ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yönel!ııılşlIh Onlar Kur’an-ı dinlemeye hazır olunca birbirlerine: “susun dediler. Kur’an’m okunması bitince, herbiri birer uyarıcı olarak mille! lerine döndüler.»

«Şöyle dediler: “Ey milletimiz, doğrusu biz, Musa'dan soma indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren Kitap dinledik.”»

«Ey milletimiz, Allah’a çnğırnn Muhnmmcd'e uyun ve O na inanın da, Allalı’da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakı cı azupdan korusun.»

«Allah'a çağıran Mtılıanuncd'c uymayan kimse bilsin kı Al-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder