5 Nisan 2016 Salı

Evet bu saydığımız vasıflara sahip bir kitle İslâm kıtası üzerinde varlığını koruyabiliyorsa işte bu şer kuvvetleri o kitlenin üzerine her türlü sindirici ve bastırıcı harb vasıtalarını yığınak halinde gönderirler.


plânladığı korkunç projeleri bir takım idarecilerin gafletinden istifade ederek ve bazılarının göz yumması ile tatbik sahasına koymaktadırlar.

Şayet bu İslâm kıtası üzerinde o oyunlara gelmeyen ve müsaade etmeyen sahte din adı altında zerk edilen uyuşturucu maddelere kendisini teslim etmeyen, Allah’ın kelâmını değiştirerek din namına maskaralıklara vasıta olanlara müsaade etmeyen açıkça küfrün ifadesi olan hükümleri İslâm adına kabul etmeyen, fasıklığı, tacirliği ve ahlâkî inhilâli ilericilik, yenilik ve değişiklik adı altında kabullenmeyen bir kitle mevcut ise... Evet bu saydığımız vasıflara sahip bir kitle İslâm kıtası üzerinde varlığını koruyabiliyorsa işte bu şer kuvvetleri o kitlenin üzerine her türlü sindirici ve bastırıcı harb vasıtalarını yığınak halinde gönderirler. Bir takım yalan ve İthamlarla onları bastırmaya çalışırlar. Bütün bunların yanı sıra beynelmilel basın ve yayın vasıtaları, haber ajansları bütün bu baskı vasıtaları karşısında kör, sağır ve dilsiz gibi hiçbir şey konuşmadan susarlar, görmemezlikten gelirler ve hiçbir şey duymamış gibi olurlar...

Durum böyle olmasına rağmen bir takım iyi niyetİi kimseler müsâmahakâr müslümanlar da bu küfürle iman arasındaki savaşın şahsî bir savaştan ibaret olduğunu ya da tamamiyle bir kitleye karşi açılmış bir harb olduğunu binaenaleyh bu savaşın İslâm’a karşı girişilmiş bir harp manasını taşımayacağını zanneder dururlar. Büyük bir ahmaklıkla dinî ve ahlâkî hamiyyete sahip olacakları yerde girip basit meselelerle meşgul olurlar. Küçük kötülükleri ve günahları bertaraf etmek için çalışırlar. Bu gizli sayhalarla üzerlerine düşen vazifelerin hepsini ifa ettiklerini zannederler. Ne var ki bir turaftan din bütünüyle temelden yıkılmaya çalışılmakta ve yok edilmek için uğraşılmaktadır. Ne var ki Allah’ın saltanatını bir takım zalimler gaspetmektedirler. Ne var ki Allah’ın inkâr edilmesini emrettiği bir takım putlar insanların gerek özel, gerekse genel hayatlarına tamamen hâkim olmaktadırlar.

Bu durum karşısında siyonistler ve haçlılar sevinçten ellerini oluşturarak metodlarının başarıya ulaştığını, oyunlarının geçerli olduğunu güle güle söylerler. Halbuki daha önce Allah’sızlık adı altımla bu dine karşı girişmiş oldukları uçık mücadelede başarıya ulaşamamış, yese düşmüşlerdi. Uzun bir müddet misyonerlik adı altın da müslümanları dinlerinden döndürmeye çalışmışlar, ama muvaffak olamamışlardı.

Şu kadar var ki «A 1 1 a h ü  E k b e r» parolasına güvenmek ve bu dine derinden derine bağlanmak onların bütün oyunlarından üstündür. Onlar hile yaparlar, halbuki Allah hile yapanların en hayırlısıdır. O’dur buyuran: «Gerçekten onlar yapacaklarını yaptılar, tuzaklarını kurdular, onların mekr ve hilesi dağları yerlerinden oynatacak gibi idiyse de, hep Allah’ın elinde idi. Şu halde. sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözü tutmayacağını sanma. Şüphesiz ki Allah Aziz ’dir, herkesin cezasını vericidir.»

İMANSIZLAR

Allah’sızlık modasına hayat ve yaratma delilleriyle katıp huy maya gelince gerçekten bu çok kuvvetli bir karşı koyuştuı Mu ileli lin karşısında Allah’sızlarm muğalate yapmaktan, demagojiye lıaş vurmaktan başka ellerinden birşey gelmez.

.Bedîhî fıtrat mantığına göre ve sağ duyu sahibi lıın/uı uUlımn

vazettiği mantıkî prensiplere göre bu kâinatın başlungıemduıı heri böyle kendine has bir nizam ile yaratılmış olması hiç şüpheni/ Iılı yaratıcının varlığını, herşeyi yerli yerince koyup idare ettiğini gün terir. Ancak ilhada kapılarak bu noktayı kapamak isteyenini <|ngı n / dun doğruya demagojiye baş vurmaktadırlar. Derler ki Emin itlim | riyle varlığından önce bir yokluğun mevcudiyetini kabul etmek için I temel bir sebeb yoktur. Bu görüşü ileri süren filazoflar arasında ma teryalizme karşı müdafaa önderliğini yapan ruhçu «spirtualint» filo zorlar da vardır. Ve kendilerine bu adı vermektedirler. Hatla lıtı la kim müslümanlar da aynı oyuna gelerek Allah’ın dinini kullardan bir kulun ileri sürdüğü tezlerle takviye etmeye yeltenmekte ve İm görüşün dellallığını yapmaktadırlar. Bu spirtualist filozof yahmll asıllı olan Henri Borgson ’dur.

Borgson diyor ki: Esas itibariyle kâinatın mevcudiyetin den önce bir yokluk söz konusu değildir. Yokluktan sonra kâinatın mevcud olduğunu ileri süren fara/.iyeler ise insan kalasının kemli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder