ALLAH’I TANIMAYANLAR
91 — «Allah’ı gereği gibi tanıyamadıkları için : “Allah hiçbir insana birşey indirmemiştir” dediler. De ki: “Mûsû’nın insanlara nûr ve yol gösterici olarak getirdiği Kitab’ı kim indirdi? — ki, siz onu parça parça kâğıtlar haline getirip işinize geleni açıkladınız vc çoğunu gizlediniz. Atalarınızın da, sizin de bilmediğiniz şeyler size onunla öğretilmiştir—.” (Habibim) sen “Allah” de, sonra da onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynayadursunlar.
92 — Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitab’dır. Âhirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.»
Müşrikler sırf inad etmek ve diretmek için şöyle diyorlardı. Allah hiç kimseyi peygamber olarak göndermemiştir. Hiçbir insana vahyolunan kitap indirmemiştir. Halbuki yarımadada kendi çevrelerinde bulunan ehli kitaptan yahudiler bulunuyordu. Ve onlar yahudilerin ehli kitap olduklarını inkâr etmiyorlardı. Hatta Tevrat’ın Hz. M u s a ’ya indirilmemiş olduğunu iddia etmiyorlardı. Bunu söylerken Hz. Peygambere karşı sırf inatçılık etmek ve diretmek için söylüyorlardı. Ve gayeleri Hz. Muhammed’in asaletini yalanlamaktı. İşte bunun için Hak Taâlâ Kur’an-ı Mübin’inde onların iddialarını reddediyor. Ve ayrıca Hz. M u s a ’ya göndermiş olduğu kitabı karşılarına dikiyor:
«Allah’ı gereği gibi tanıyamadıkları için : “Allah hiçbir insana birşey indirmcmiştir” dediler.»
Mekkeli putperestlerin cahiliyet çağında ileri sürdükleri bu nevi iddiaları her zaman onlara benzer yolda olanlar ileri sürmektedirler. Bugün de aynı sözleri söyleyenler var. Dinlerin insanlar tarafından kurulduğunu, beşeriyetin ilerleyip terakki etmesi ile dinî duyguların da gelişip terakki ettiğini ileri sürenler var. Bunu söylerken de insanların kendi düşüncelerinin eseri olan eski ve yeni putperestliği ifade eden dinlerle peygamberlerin Allah tarafından getirdikleri dinlerin arasını ayırmazlar. İnsanların kendi elleriyle koydukları ve adına din dedikleri şeyler o dine bağlı olanların ilerleyip gerilemesiyle ilerler yahut geriler. Ama nasıl olursa olsun, Allah’ın dininin dışındadır bütün onlar. Allah dini ise hiç değişmez. İlk esasına göre sabit durur. O değişmeyen dini Allah tarafından gönderilen her peygamber ayrı ayrı getirmiştir. Bir takım kimseler onu kabul etmişler, bir takım kimseler de karşı çıkmışlardır. Sonra o dinden sapıtmalar baş göstermiş, tahriflere girişilmiştir. Ve insanlar tekrar eski cahiliyet bataklığına dalmışlar ; ve yeniden gelecek bir Resülü beklemeye koyulmuşlardır. Ancak , bu yeni gelen Resül birbiri peşisıra gelen peygamberlerin baştan beri getirdikleri dinin aynısını getirmişlerdir.
Gerek eski zamanda olsun, gerekse yakın zamanlarda Allah'ı gereği gibi tanıyamayanlar, Allah’ın ihsanını, fazlını, rahme! ve adâletini göremeyenler hep böyle der olmuşlardır. Onlar: «Allah hiçbir insanı peygamber olarak göndermemiştir. Şayet göndermek isteseydi meleklerini gönderirdi» derler. Batıda da aynı şeyler söyleniyor. Yahut «bu müthiş kâinatı yaratan yaratıcı adına yeryüzü dediğimiz gök cisimleri arasında bir zerre mahiyetinde olan ve bunun da içerisinde çok «cılız» bir varlık olan insanla ilgilenip ona peygamber göndermez. Veya kâinattaki şu küçük yıldızda yaşayan bu küçük mahlûku hidayete erdirmek için peygambere kitaplar yollamaz» diyorlar. Nitekim eski çağlarda yaşayan, son asırlarda da onların takipçisi durumunda olan bir takım filazoflar aynı şeyleri söylüyorlardı. Bir başka kitle de daha ileri giderek «aslında ne peygamber vardır, ne Allah vardır, ne de vahiy müesesi vardır...
Aslında bütün bunlar Allah’ı gereği gibi tanıyamamaktan İleri gelmektedir: Adıl, merhametli, alîm, hakîm, azamet sahibi ve kerîm olan yüce Allah... Adına insan denilen şu varlığı kendi başına terketmez. Onu yaratan kendisidir. İnsanın gizli açık, kuvvet ve enerji noktalarını zaaf ve eksikliklerini o bilir. İnsanoğlunun düşünce ve tasavvurları ile baş vuracağı âdîl bir değer ölçüsüne muhtaç olduğunu o tesbit etmiştir. İnsanın gerek sözlerinde, gerek iş
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder