ile zaman zaman ve gelip geçici olarak sirayet eder. İnsan fıtratını baskı altında ezen kabukta kalmış ve sathi şeylerin ağırlığından ibarettir.
Dehşet, insan fıtratını şöyle bir tutup sarstı mı o kabukta kalan bütün ağırlıklar yok olur, kabuk uçuverir ve mutlak hakikat asıl şekli ile ortaya çıkar. İşte o zaman insan fıtratı yaradanına karşı gerçek manâdaki fıtrî hareketini icra eder. Bu dehşetin kaldırılmasını diler ondan... İşte dehşetler karşısındaki insan fıtratının durumu. Ve Kur’an bununla yüzleştiriyor müşrikleri. Hak Taâlâ’nın durumuna gelince Allah’ü Taâlâ bunu onları dehşetle yüz yüze getirdiği esnada belirtiyor. Onların istedikleri hususları dilerse bertaraf eder. Şüphesiz ki O’nun meşiyeti sübhaniyesi son derece engindir. Hiç bir kayıt söz konusu değildir. Evet, dilerse onların istedikleri şeyleri verir, feryad ettikleri hususların hepsini veya bir kısmını bertaraf eder. Dilerse de isteklerini yerine getirmez; takdirine, hikmetine ve ilmine uygun tarzda icrai faaliyet eder.
İşte bir takım gelip geçici sapıklıklar sebebi ile insan fıtratının üzerine binen ve bazen de insanın bizzat özendiği şirk karşınında kendi fıtratının tutumu budur. Bazı kere muhtelif .âmillerin neticesinde insan fıtratında gizli bulunan apaçık hakikatların üzerine bir şirk örtüsü kaplayabilir. Yüce Rabbına yönelmeyi ve O’nun vahdaniyetini tanımayı gerektiren hakikatların üzerini... Esas itibariyle insan fıtratı hiçbir zaman ilhada ve Allah’ın varlığını inkâra meyilli değildir.
TARİHTEN ÖRNEKLER
Daha önce de belirttiğimiz gibi biz imansızlığın insan fıtratında mevcut olduğunu göstermeye çırpınanların bu kanaatlerinde sadık olduklarından tamamen şüphe ediyoruz. İmansızlar hiçbir zaman bunu kendi fıtratlarının derinliğinde hissederek kabul etmiyorlar. Allah’ın kudret eli tarafından meydana getirilmiş bir yaratığın kendisini yoktan vareden elin mührünü tamamen silecek bir dereceye ulaşması ve bununla birlikte kendi bünyesinin temelinde o mührün izlerinin bulunması ve bu damganın onun bütün varlığıyla karışmış olarak her zerresinde ve hücresinde yer etmiş olması, sonra da kalkıp bu yüce kudreti gerçektim inkâra yeltenmesi
her zaman bizim için bir şüphe konusudur... Esas itibariyle insan lan Allah’ı inkâra sevkeden âmil tarihin uzun devreleri boyunca bir takım kimselerin yönettiği çirkin eziyetler, kiliseye karşı girişilen korkunç çatışmalar, kilisenin ilim erbabını ezmesi, insan fıtratında mevcut olan bir takım arzuları inkâr ederek sapık /.evli lerin peşine düşmesi gibi... Avrupa ’nın çağlar boyunca ya şadığı uğursuz tarihî hâdiselerdir ki, işte AvrupalI ları bun ca ilhad dalgasına itmiş ve nihayet de Allah’ı inkâra kadar gdtltr-müştür. Esasında bu inkâr bir bataklıkta çirkin bir havadan kaçışın ifadesi idi.1
Bunun yanı sıra yahudilerin bu tarihî vakaları istismar etmesini, Hıristiyanları dinlerinden uzaklaştırarak kendi emirlerine bende etme arzularını, Hıristiyan topluluğu arasında ahlâkî lnhilali ve bozukluğu yaymanın ancak bu tarzda kolayca mümkün olacağını kabul etmelerini de zikredebiliriz. Ahlâkî inhilâle düçar olduktan , sonra ancak yahudi onları « T a 1 m u d > un ve «Siyon
protokollarının» ifadesi ile — eşşek gibi — kullanmak mümkün olabilirdi. İşte yahudi bunu elde edebilmek için tabi! olarak Avrupa’nın bu uğursuz çağında onların duygularını istismar etmesi gerekirdi. Böylece kilisenin baskısından kaçan insanları imansızlığa sevkedebilirdi.
Yahudinin beşeriyete belâ ettiği bir sistem olan • kominizmin» sarfettiği büyük gayret ve Allah’sızlığı modalaştırmak için yarım asırdan beri bütün devlet imkânlarını kullanarak yaptığı her türlü çalışmalar bütün bunlara rağmen neticesiz kalmıştır. Ve bugün bile Rus milletinin ruhundan Allah'a iman duygusu tamamen silinip atılamamıştır. Halefi K r u ş ç o v 'İn ifâdesi ile «vahşi S t a 1 i n » bile İkinci Dünya Harbi esnanın da kilise ile anlaşmak mecburiyetinde kalmış, ileri gelen rahipleri salıvermişti. Zira boynuna yapışan harbin baskısı onu kendi fıtratının aslında yer etmiş olan Allah’a iman duygusunu kabullenmeye zorluyordu. Çevresinde bulunan kumanda kuvvetlerinden
I, « I s t i k b A I bu dinindir» adlı eterimizde «ugurıuz ayrım» bölümüne bakınız.
Hrılfll il Kur'an, C: 5
F: M
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder