2 — «Ğayb» gerçeği; bizzat kâinatın yapısında ve hareketinde görüldüğü gibi aynı kuvvet ve ilmin ulaştığı aynı ispat neticeleri ile hayatın ortaya çıkması ve gelişmesinde de bütün ağırlığıyle göze çarpmaktadır.
Biyoloji ve botanik bilgini Russel Charles Ernest (Frankfurt üniversitesi profesörlerinden diyor ki:
«Cansızlar dünyasından hayatın nasıl doğduğunu anlatabilmek için pek çok nazariyeler vazedilmiştir. Bir kısım araştırıcılar hayatın protein elementlerinin birbiri arasında toplanmasından doğduğunu iddia ediyorlar. Bazı kimseler ileri sürülen bu nazariyelerin canlılar âlemiyle cansızlar âlemi arasındaki açıklığı iyice kapattığını kabul ediyorlar. Ancak şu gerçeği kabul etmemiz gerekir ki cansız bir maddeden canlı bir varlık meydana getirmek için sarfedilen bütün enerjiler boş bir çalışma olmaktan öteye gitmemiş ve sonu tamamen hüsran olmuştur. Bununla beraber Allah’ın varlığını inkâr eden bir kimsenin yoktan var olan kâinatın mücerred manada atomların ve elementlerin tesadüf yoluyla birleşmesinden meydana geldiğini söyleyebilmek için direkt deliller getirebilme imkanı yoktur. Canlı protoblâzmada müşahede ettiğimiz şekilde hayatın zuhurunu, korunmasını ve gelişmesini sağlayacak hiçbir güce sahip değiliz. Herkes hayatın doğuşu hususunda dilediği açıklama tarzını seçme babında hürdür ve bu sadece onu ilgilendirir. Fakat böyle bir harekete tevessül eden kişi kendisini Allah’ın varlığına inanmaktan çok daha zorolan ve aklın kabul etmesi mümkün olmayan daha tehlikeli bir işe sokmuş demektir. Halbuki bütün eşyayı yaratan ve idare eden sadece Allah’tır.
Ben şuna inanıyorum ki, canlılık emaresi taşıyan her hücre o derece girift bir yapıya sahiptir ki onu anlamak malesef mümkün değildir. Yeryüzünde bulunan milyon kere milyon canlı protablâzma bizim düşünce mantığımızı susturacak derecede her an Allah’ın kudretini göstermektedir. İşte bütün bunlardan dolayı ben açık ve kesin şekilde Allah’ın varlığına îman ediyorum.»
Bu bilginin şehadetinde bizi en çok ilgilendiren husus hayatın bir sır olarak belirmesi ve gelişmesinin de tıpkı kâinatın doğuşu ve hareketi gibi, Allah’ın ğayb perdesine bürüdüğü bilinmeziil<İri den ibaret oluşudur. Bu hususlarda insanoğlunun elinden amine» ihtimallere dayalı nazariyeler serdetmekten başka birşey gelme/, Ne kadar doğru söylüyor ulu Allah’ım:
3 — Birkaç adım daha ilerleyip insan denen meçhule ulaşım» ya çalışalım. İnsan menisindeki bir atılım aşağı yukarı 60,000 000 (milyona) yakın canlı ihtiva eder. Hepsi de hızlıca kadınların lal» mindeki yumurtalık kısmına girer. Hiç kimse bilmez onların nnml ve ne şekilde yerleştiğini. Burası bir ğaybdır insanoğlu için. Yalıul la ğaybın takdir ettiği bir husustur ki beşer ilmi oraya kadar uzana maz. Sadece bu meselede fonksiyon sahibi iki unsur erkekle kadın dır. Ve onlar da bunun ne şekilde olduğunu bilemezler. Sonra lal ali mış milyon canlı genlerden bir tanesi yumurtacığın içerisinde «■«»• nini meydana getiren ilkahın teşekkül için canlı bir hücre muydu na getirmek üzere birleşir. Yumurtacığın ihtiva ettiği bütün km mozomlar dişi iken erkek menisinin ihtiva ettiği kromozomların bir kısmı dişi bir kısmı da erkektir. Yumurtacığa giren erkek km mozomların veya dişi kromozomların sayısının çokluğu ceninin al ı betini tesbit eder. Erkek veya dişi olmasını sağlar. Şu kadar vat kı bu, tamamen Allah’ın takdirine bırakılmış ve ğaybııı esrar penin sine bürünmüştür. İnsanoğlu ne orayı bilebilir, ne dc orada hıı • • ı kiye sahiptir. Hatta ceninin teşekkülünü sağlayan anım ve İmha lar da farkedemezler orasını.
«Allah, her dişinin neye gebe kaldığını bilir, llahiınlerln ııevl eksiltip, neyi ziyadeleştireceğini de bilir. Allah katında her şey bit ölçü iledir.
O, Gayb’ı ve hazırı bilen çok büyük ve üstün varlıktır.» 1
«Bütün göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğini yuru
I. Kilit: 8-9.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder