niyeti, alameti, üzerinde dönüp durduğu mihveri ve ana mevzuunu m/.ediş üslûbu, arzederken birlikte duygulandırıcı ifadeler taşıyan tesir metodu vardır. Her sûrenin kendisine has şekilleri, bu şekillerin saçtığı gölge ve ışıklar, bunların ulaşabildiği muhit ve tekerrür eden özel ibareler vardır. Ve bütün bunl .r süreklilik için şart olma gibi bir durum arzeder... Hatta bu husus tek bir mevzuya dokunurken birbirine yakın konulara temas ederken bile göze çarpar. Msas itibariyle sûrenin şahsiyetini canlandıran ihtiva ettiği mevzu değildir. Fakat bu iz ve işaretler sadece o sûreye mahsustur ve gözler önüne şahsiyetini çizer...
Bu sûre ana mevzuunu kendisine has, üstün bir şekil içerisinde arz ediyor. Bu üstünlük her an ve duruşta, her sahne ve manzarada göze çarpıyor. Her durak üstün bir güzelliği temsil ediyor. Ruhu okşayan, hissiyatı sıkıca tutan insan psikolojisini hayrete sevkeden üstün bir güzellik, böyle bir güzellik içerisinde sahnelerin ilham ve dokunuşları birbiri arkasına ilişiyor.
Evet! Bu gerçekten böyledir; Gerçekten ben bu sûrenin akışını sahne ve dokunuşlarının seyrini izlerken kendi ruhumda ve hissiyatımda bütün bunları duyuyorum... Ve sanmıyorum ki görüş sahibi bir insan benim gördüğüm bu şeylerden bir renk veya ışık görmesin bu sûre içinde... Hakikaten bu üstün güzellik, üstünlüğün son noktasına ulaşıyor, öyleki gönül artık onu izlerken kendi kendisini tutamıyor hayret ve şaşkınlık içerisinde kalıyor! m
Bu sûre bütünü itibariyle «ulûhiyetin hakikatini» arzediyor. Ama bu arzediş tarzı vicdan ve ruh sahalarını olduğu gibi kâinat ve bayat sahalarını da arzediyor. Bu gerçeği görülen kâinatın, bilinmeyen noktalarından hareket ederek sunduğu gibi gizlilikle örtülmüş gayb aleminin derin meçhullerinden hareket ederek sunuyor. Ulûhiyetin hakikatim, geçmiş milletlerin çarpışmalarını, birbiri ardı sıra gelen mülklerini belirtir tarzda arzettiği gibi insaniyetin doğuşu, canlıların meydana gelişi ve kâinatın yoktan var oluşunu canlandıran sahneler halinde sunuyor. Bu gerçeği kâinatla yüz yüze gelen, hadiselerle karşılaşan, iyilik ve kötülüklerle haşrolan, insan fıtratından alınan manzaralarla arzettiği gibi İlâhî kudretin tezahürlerinden, beşerin alışkın olduğu zahirî hayatına bakîm olan İlâhî kudret sahneleri ile de arzediyor. Olan ve olması beklenen hal-
İm ine hükmeden kudreti ilâhiyenin tezahürleri ile gösteriyor. Son olurak da kıyamet sahneleri halinde sunuyor. Yaratan Rabbı’nm huzurunda durmuş mahlukat yığınım sahneleri ile arzediyor.
Bu sûrenin baştan sona anlatmak istediği mevzu bütün esasları ve varlığı ile akide mevzuudur. Sûre-i celîle beşer nefsinin en İnce noktalarından tutuyor ve onu mevzular âleminde gezdiriyor, şu ulu varlıklar dünyasmda gizli açık akideyi ilham eden kaynakların ateşinde dolaştırıp duruyor. İnsan ruhunu göklerin ve yerin Hâkiminin huzurunda gezdiriyor, karanlığı ve aydınlığı düşündürüyor, ayı, güneşi ve yıldızları tefekküre daldırıyor. Köşklü, köşksüz cennet sahnelerinde dolaştırıyor. Akan ve duran suların üzerinden geçiriyor, geçmiş milletlerin yok oluş sahnelerinin yanında duruyor, yıkılmış ve yıkıntıdan arta kalmış eski eserlerin önünde dineltiyor, sonra onunla birlikte karanın ve denizin karanlıklarında Allah'a tesbih ettiriyor. Nefsin derinliklerinde, gayb âleminin gizliliklerinde seyrettiriyor. Ölüden çıkan canlıyı, canlıdan çıkan ölüyü, yerin Kara bağrında gizlenmiş olan taneleri, ana rahminin karanlık loşluğunda yer etmiş olan nutfeyi hatırlatıyor. Sonra cinlerle insanlarla, kuşlar ve vahşî hayvanlarla, önceden ve sonradan gelip geçenlerle, ölüler ve dirilerle gece gündüz nefisleri muhafaza altında tutanlarla haşr-u neşr ediyor...
Bu yığmlarca kâinat manzaralan insan ruhunu ve hisler Al« inini baskısı altına alıyor. Bütün bunlardan sonra gerisinden salı nelerin canlanıp çıktığı his ve hayal dünyasında manaların canlı hlr şekilde görüldüğü o fevkalâde, dipdiri üstün temaslar. Mirde bakıyorsunuz ki duygu ve sahnelerden tekrar edilen ve alışılmış ha U gelen her şey yepyeni ve canlı bir şekilde beliriyor... Sanki hinini ruhu onunla ilk defa karşılaşıyormuş gibi oluyor. Ve sanki hininim iç âlemî daha önce bu duygu ve sahnelerden hiçbirisine muttali değilmiş gibi oluyor.
Bu âyetler, birbiri arkasından gelen bu duygular, bu dokunuşlar, hu şekiller, ilhâmlar, bu gölgeler ve bu sahnelerle tıpkı bir neh-ı lu akışına benziyor. Birbiri arkası sıra gelen ve fırlarcasma akıp giden dıılgulnrı andırıyor. Bir dalga henüz yerine varmamışken, bir
F: 3
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder